Sunday, April 21, 2013

Dunya Kupasina Neden Gidemedik


Almanya’ya gidemeyişimiz üstüne bir yazi kaleme almanin vaktinin geldigini dusunuyorum. Finallere katilma hakkini elde edemeyisimiz uzerinden yaklasik bir ay gecti. Bu bir ayin baraj maclarini takip eden ilk iki haftasinin cogu mac sonrasi olaylarin ve olasi cezai durumlarinin tartisilmasi ile harcandi. Bunu takip eden haftalarda Dunya Kupasi yavas yavas gundemdeki yerini yitirdi ve en son finallerin kura cekimleri ile birlikte de simdilik Haziran’a kadar rafa kaldirilmis gibi gozukuyor. Gecen bu sure icerisinde ne yazik ki turnuvaya katilamayisimizin nedenleri uzerine detayli analizler goremedik medyamizdan. Iste bu yazinin amaci tam da bu soruya cevaplar aramak. Futbol ligimizin tatile girdigi, Isvicre maci sonrasi yasanan olaylarin magazinel degerinin azaldigi boylesi bir donemde futbolseverler olarak hepimizin bu konuda biraz kafa yormasi gerektigini dusunuyorum.

Tolga Kurtoglu, soccer, futbol , world cup, dunya kupasi
Sorunun yanitlarini masaya yatirmadan once, ilk olarak “Herseye ragmen Turk Milli Takimi olarak Dunya Kupasi’na katilabilecek potensiyelimiz var miydi?” sorusunu samimi bicimde yanitlamamiz gerektigini dusunuyorum. Yani eleme gruplari kuralarinin cekildigi gunden bugune, futbolcu potensiyeli olarak rakipleri ile rekabet edebilecek kalitede bir milli takimi olusturacak futbolcu altyapisina sahip miydik? Bu soruya verilecek evet yada hayir yanitinin ana sorumuzun cevabi uzerinde onemli etkileri oldugunu dusunuyorum. Eger cevabimiz hayir ise, problemimizin cok daha derin oldugu ve cozumunun uzun vadeli caba gerektirdigi ortada. Bu baglamda, Turk futbolu’nun altyapi kurumlarina nasil islerlik kazandirabilecegimizi ve futbolun en sevilen spor oldugu bir ulkede “yetenekli” sporcularin milli takim duzeyine cikabilmelerine olanak taniyacak bir sistemi nasil kurabilecegimizi dusunmemiz gerekiyor. Bu konudaki eksikligimizin onemini yadsimamakla birlikte, ozellikle son donemde temel egitimini Almanya’da almis bircok sporcunun milli takima katilmasi ile en azindan kisa vadede futbolcu altyapisi sorununu astigimizi dusunuyorum. Bu durumda, kapasitemiz oldugu halde finallere katilamama sonucuyla karsilastigimiz bir basarisizlik soz konusu. Nedir bu basarisizligin nedenleri?  

Temelde futbolda basarinin dort ana ogenin (futbolcular, teknik-kadro, futbol yonetimi ve taraftar) belirlenen hedef dogrultusunda akilci bir strateji altinda biraraya getirilmesi ile kazanildigini dusunuyorum. Elbette, belirlenen hedeflerin gercekci ve olusturulan stratejinin de rasyonel ve en ince ayrintisina kadar onceden planlanmis olmasi gerekiyor.

Dunya Kupasi’na katilabilmek icin olusturulacak boylesi bir stratejinin, grup elemelerindeki rakiplerin detayli incelenmesi sonucu belirlenecek kamp ve hazirlik maci programlari, eleme maclarinin oynanacagi stadlar, mac kadrolari, ve hatta mac bazinda puan hedeflerine kadar varabilecek detaylari icermesi gerekiyor. Boylesi bir stratejiden yoksun oldugumuz yadsinamaz. Ornegin, evimizde oynadigimiz ve iki puan kaybettigimiz ilk Gurcistan macinin rakibe cografi ve iklim kosullari acisindan en tanidik gelebilecek Trabzon’da oynanmasinin ne denli dogru bir karar oldugu tartisilir. Dahasi belirlenen strateji dogrultusunda mac bazinda planlama ve taktik hazirlik yapabilmenin de hala cok uzagindayiz. Aslinda bu eskiden beri suregelen, Japonya-Kore 2002’den sonra iyice su yuzune cikan bir problemimiz. Orada kazanilan dunya ucunculugu unvanini tam olarak ozumseyemedigimizden, dunya kupasini takiben medyanin basini cektigi kurumlar tarafindan oyle bir Turk futbolu imaji yaratildi ki, dunya ucuncusu olarak artik her oynanilan rakibe karsi galip gelmek disinda bir sonucu kabul edilemez gormeye basladik. Bunu yaparken, Turk futbolunun hala gelismekte oldugunu unuttuk, ve kendimizi futbol ekolu olan ulkelerle karistirmaya basladik. Oysa, o ulkelerden biri olan Fransa, eleme gruplarinda mucadele ettigi uc rakibinin hicbirine karsi galip gelemese de yenilmeden grup birincisi olarak finallerdeki yerini aldi. Biz ise, kazanmak zorundaymisiz gibi cikdigimiz, beraberligin de o asamada yeterli oldugunu kabul etmeyen akildisi bir taktikle Ukrayna’ya evimizde alabilecegimiz puanlari hediye ettik. O macta alinacak bir puan (ya da Ukrayna’dan calinacak iki puan) bile grup birinciligimiz icin yeterli olabilirdi. Benzer sekilde, ilk baraj macinin son bolumlerinde 1-0’a razi olmus rakip onunde, gene akildisi bir bicimde beraberlik pesinde kosmak ugruna defans kurgumuzle oynamasak, belki ikinci macta alinan 4-2’lik sonuc bizi Almanya’ya tasimaya yetecekti. Sadece bu iki ornek bile, oynanmasi gereken akilci futbolu oynayamayip, savruk ve irrasyonel riskler iceren bir futbol pesinde kostugumuzu anlatmasi acisindan carpici. Mac basi planlama ve taktik hazirlik konusunda yetersizliklerimiz bununla da sinirli degil. Kadro secimi konunda da ciddi problemlerimiz oldu. Milli takim kadrosunun oynanacak rakibin karakterine gore belirlenmesi gerektigini hem kamuoyu hem de teknik ekip olarak tam anlayabilmis degiliz. Koskoca bir Ersun Yanal donemi sadece bir futbolcunun kadroya alinmasi/alinmamasi ile ilgili polemiklerle gecti. Oysa bir futbolcu belirli maclar icin uygun, digerleri icin uygun olmayabilirdi. Sisteme uymamasi nedeniyle, herhangi bir oyuncunun butun maclar icin alternatif olmaktan cikarilmasinin yanlis oldugunu dusunuyorum. Gene benzer bir anlayisla, milli takimin 11 kisilik kadrosunu olustururken, teknik kadromuzun illa ki en iyi 11 oyuncuyu oynatma icgudusuyle kendini kisitladigini saniyorum. Ilk onbir, en iyi 11 oyuncu degil, bir arada en iyi oynayan, birbirini en iyi tamamlayan 11 oyuncudan olusmali diye dusunuyorum. Bu baglamda, ozellikle forvet hattinda olusan yetenekli (bazilarimiza gore yildiz) futbolcu bollugundan, bazi oyuncularimizin guncel basarilarindan etkilenilerek kendilerine uymayacak mevkilerde kadroda olmak ugruna oynatildiklarini ve bunun takimin verimini dusurdugunu dusunuyorum.

Son olarak, daha once bahsettigimiz bir araya gelme olgusundan soz etmek istiyorum. Strateji yoksunlugu ile birlikte en onemli ikinci eksikligimiz futbolun bahsi gecen dort ogesini bir araya getirememe oldugunu dusunuyorum. Burada en onemli gorev futbolu yoneten kurum olarak federasyona dusuyor. Futbol yonetimimizin sorumluluklari dogrultusunda kamuoyu beklentilerini kontrol etme, medya ile iliskileri duzenleme ve taraftar egitimi konularinda uzerine dusenleri yerine getiremedigini goruyoruz. Hepsinden onemlisi, kulupculukten uzak bir milli takim seyircisi yaratilmasi konusunda ciddi adimlar atilmasi gerektigini gozlemliyoruz. Suphesiz iletisim konusunda daha basarili bir federasyonla hedefe ulasmamiz cok daha kolay olacaktir.

 Tum bu yazilanlar isiginda, ulasilabilir olan cok buyuk bir hedefi, ayrintilara onem vermeyen plan ve strateji yoksunlugundan ve birlikte hedefe yuruyebilme konusundaki eksikligimizden kacirmis bulunuyoruz. Umuyoruz yapilan hatalardan gereken dersler cikarilir ve Turk futbolu boylesi buyuk bir platformda hakettigi yerini  ilerki finallerde alir.



No comments:

Post a Comment