Tolga Kurtoglu's Thoughts on Soccer
Tuesday, May 21, 2013
Sunday, April 21, 2013
Do you see the pattern?
Stratejik bir oyun olarak FUTBOL:
Malum satirlar yazilirken, kagit ustunde favori Turkiye,
favori olmayan Ukrayna’ya oyle kimseye pek maazaret payi birakmayacak net bir
bicimde yenildi. Yenmek yenilmek futbolun icinde de benim anlayamadigim
futbolumuzda kosebasini tutmuslarin uzunca bir suredir tutturduklari ve basinin
da yardimi ile bize yutturduklari oyun. Bu oyunun aktorleri o kadar
sisirildiler ki, hicbirimiz futbola baska bir pencereden bakamaz olduk.
Cok boyutlu bir oyun olan futbolu
bir “korkak-cesur” cizgisine indirgeyecek kadar “sig” olan bu anlayis adeta
hepimizi esir aldi..Oyleki, galibiyetleri “onemsiz”, atilan golleri “yetersiz”,
oynanan futbolu “cirkin” bulmaya basladik. Milli takimimiz dunya ucuncusu,
ligimiz de ucuncunun ligi idi ya, klup duzeyinde olsun, milli takim duzeyinde
olsun, artik her onumuze geleni evire cevire yenmeli, hatta 90 dakika domine
etmeliydik. Bundan asagisina “korkak futbol” damgasini yapistiriverir olduk.
Basinda hepimizce bilinen futbol
yazarlarin basini cektigi bir grup kendi populizmleri adina, bu anlayisi pek
sasali bir terim olan “hucum futbolu” adi altinda oyle bir pazarladilar ki, uc
buyuklerden biriyle birlikte, milli takimin da basina, “cesur” teknik
direktorler geldi..Bu cesur adamlar, hangi rakiple ne duzeyde oynadiklarina
bakmadan sahaya 4-5 hucum oyuncusu surmekle mac kazanilir sandilar, hala
saniyorlar.
Oysa, EURO 2004’de ornegin Cek
milli takiminin tek forvetli dizilis ile sahaya cikmasina ragmen en cok gol
atan takimlardan biri oldugunu nedense cozumlemediler. Yada Avrupa sampiyonasi,
dunya kupasi elemeleri/finalleri, SL, UEFA kupasi gibi futbolun ust duzeyde
oynandigi organizasyonlarda takimlar arasi farkin giderek kapandigini ve artik
“ekol” oldugu kabul edilen takimlarin bile tum rakiplerine karsi sahada
dominant olmaya yonelik taktiklere yanasmadigini gormezden geldiler. Tum bu
organizasyonlarda basari yolunda “strateji”nin artan onemini hice saydilar.
Kendi taktigini rakibe gore ayarlayabilmeyi, “verimliligi” arttirmayi, futbola “akilla”
hukmetmeyi “kompleksli” buldular. Hatta, daha da ileri giderek kendi
topraklarinda futbola “stratejist” olarak bakabilen yegane adami virus yaymakla
sucladilar.
“Akilsizlikla” her karsi karsiya
gelisinde kazanan “akil” olmustur. Futbol da bunun istisnasi degildir. Kanit
isteyenler, o uc buyuklerden birinin ve milli takimin siralamalardaki bugunku
konumuna, ve az once bitten milli macin kagit ustunde ve sahadaki galibine
baksinlar.
Yorumlarinizi beklerim,
Dunya Kupasina Neden Gidemedik
Almanya’ya
gidemeyişimiz üstüne bir yazi
kaleme almanin vaktinin geldigini dusunuyorum. Finallere katilma hakkini elde
edemeyisimiz uzerinden yaklasik bir ay gecti. Bu bir ayin baraj maclarini takip
eden ilk iki haftasinin cogu mac sonrasi olaylarin ve olasi cezai durumlarinin
tartisilmasi ile harcandi. Bunu takip eden haftalarda Dunya Kupasi yavas yavas
gundemdeki yerini yitirdi ve en son finallerin kura cekimleri ile birlikte de
simdilik Haziran’a kadar rafa kaldirilmis gibi gozukuyor. Gecen bu sure
icerisinde ne yazik ki turnuvaya katilamayisimizin nedenleri uzerine detayli
analizler goremedik medyamizdan. Iste bu yazinin amaci tam da bu soruya
cevaplar aramak. Futbol ligimizin tatile girdigi, Isvicre maci sonrasi yasanan
olaylarin magazinel degerinin azaldigi boylesi bir donemde futbolseverler olarak
hepimizin bu konuda biraz kafa yormasi gerektigini dusunuyorum.
Sorunun yanitlarini masaya
yatirmadan once, ilk olarak “Herseye ragmen Turk Milli Takimi olarak Dunya
Kupasi’na katilabilecek potensiyelimiz var miydi?” sorusunu samimi bicimde
yanitlamamiz gerektigini dusunuyorum. Yani eleme gruplari kuralarinin cekildigi
gunden bugune, futbolcu potensiyeli olarak rakipleri ile rekabet edebilecek kalitede
bir milli takimi olusturacak futbolcu altyapisina sahip miydik? Bu soruya
verilecek evet yada hayir yanitinin ana sorumuzun cevabi uzerinde onemli
etkileri oldugunu dusunuyorum. Eger cevabimiz hayir ise, problemimizin cok daha
derin oldugu ve cozumunun uzun vadeli caba gerektirdigi ortada. Bu baglamda,
Turk futbolu’nun altyapi kurumlarina nasil islerlik kazandirabilecegimizi ve
futbolun en sevilen spor oldugu bir ulkede “yetenekli” sporcularin milli takim
duzeyine cikabilmelerine olanak taniyacak bir sistemi nasil kurabilecegimizi
dusunmemiz gerekiyor. Bu konudaki eksikligimizin onemini yadsimamakla birlikte,
ozellikle son donemde temel egitimini Almanya’da almis bircok sporcunun milli
takima katilmasi ile en azindan kisa vadede futbolcu altyapisi sorununu
astigimizi dusunuyorum. Bu durumda, kapasitemiz oldugu halde finallere katilamama
sonucuyla karsilastigimiz bir basarisizlik soz konusu. Nedir bu basarisizligin
nedenleri?
Temelde futbolda basarinin dort
ana ogenin (futbolcular, teknik-kadro, futbol yonetimi ve taraftar) belirlenen
hedef dogrultusunda akilci bir strateji altinda biraraya getirilmesi ile
kazanildigini dusunuyorum. Elbette, belirlenen hedeflerin gercekci ve
olusturulan stratejinin de rasyonel ve en ince ayrintisina kadar onceden
planlanmis olmasi gerekiyor.
Dunya Kupasi’na katilabilmek icin
olusturulacak boylesi bir stratejinin, grup elemelerindeki rakiplerin detayli incelenmesi
sonucu belirlenecek kamp ve hazirlik maci programlari, eleme maclarinin
oynanacagi stadlar, mac kadrolari, ve hatta mac bazinda puan hedeflerine kadar varabilecek
detaylari icermesi gerekiyor. Boylesi bir stratejiden yoksun oldugumuz
yadsinamaz. Ornegin, evimizde oynadigimiz ve iki puan kaybettigimiz ilk
Gurcistan macinin rakibe cografi ve iklim kosullari acisindan en tanidik
gelebilecek Trabzon’da oynanmasinin ne denli dogru bir karar oldugu tartisilir.
Dahasi belirlenen strateji dogrultusunda mac bazinda planlama ve taktik
hazirlik yapabilmenin de hala cok uzagindayiz. Aslinda bu eskiden beri
suregelen, Japonya-Kore 2002’den sonra iyice su yuzune cikan bir problemimiz. Orada
kazanilan dunya ucunculugu unvanini tam olarak ozumseyemedigimizden, dunya
kupasini takiben medyanin basini cektigi kurumlar tarafindan oyle bir Turk
futbolu imaji yaratildi ki, dunya ucuncusu olarak artik her oynanilan rakibe
karsi galip gelmek disinda bir sonucu kabul edilemez gormeye basladik. Bunu
yaparken, Turk futbolunun hala gelismekte oldugunu unuttuk, ve kendimizi futbol
ekolu olan ulkelerle karistirmaya basladik. Oysa, o ulkelerden biri olan
Fransa, eleme gruplarinda mucadele ettigi uc rakibinin hicbirine karsi galip
gelemese de yenilmeden grup birincisi olarak finallerdeki yerini aldi. Biz ise,
kazanmak zorundaymisiz gibi cikdigimiz, beraberligin de o asamada yeterli
oldugunu kabul etmeyen akildisi bir taktikle Ukrayna’ya evimizde alabilecegimiz
puanlari hediye ettik. O macta alinacak bir puan (ya da Ukrayna’dan calinacak
iki puan) bile grup birinciligimiz icin yeterli olabilirdi. Benzer sekilde, ilk
baraj macinin son bolumlerinde 1-0’a razi olmus rakip onunde, gene akildisi bir
bicimde beraberlik pesinde kosmak ugruna defans kurgumuzle oynamasak, belki
ikinci macta alinan 4-2’lik sonuc bizi Almanya’ya tasimaya yetecekti. Sadece bu
iki ornek bile, oynanmasi gereken akilci futbolu oynayamayip, savruk ve irrasyonel
riskler iceren bir futbol pesinde kostugumuzu anlatmasi acisindan carpici. Mac
basi planlama ve taktik hazirlik konusunda yetersizliklerimiz bununla da
sinirli degil. Kadro secimi konunda da ciddi problemlerimiz oldu. Milli takim
kadrosunun oynanacak rakibin karakterine gore belirlenmesi gerektigini hem
kamuoyu hem de teknik ekip olarak tam anlayabilmis degiliz. Koskoca bir Ersun
Yanal donemi sadece bir futbolcunun kadroya alinmasi/alinmamasi ile ilgili
polemiklerle gecti. Oysa bir futbolcu belirli maclar icin uygun, digerleri icin
uygun olmayabilirdi. Sisteme uymamasi nedeniyle, herhangi bir oyuncunun butun
maclar icin alternatif olmaktan cikarilmasinin yanlis oldugunu dusunuyorum.
Gene benzer bir anlayisla, milli takimin 11 kisilik kadrosunu olustururken,
teknik kadromuzun illa ki en iyi 11 oyuncuyu oynatma icgudusuyle kendini
kisitladigini saniyorum. Ilk onbir, en iyi 11 oyuncu degil, bir arada en iyi
oynayan, birbirini en iyi tamamlayan 11 oyuncudan olusmali diye dusunuyorum. Bu
baglamda, ozellikle forvet hattinda olusan yetenekli (bazilarimiza gore yildiz)
futbolcu bollugundan, bazi oyuncularimizin guncel basarilarindan etkilenilerek kendilerine
uymayacak mevkilerde kadroda olmak ugruna oynatildiklarini ve bunun takimin
verimini dusurdugunu dusunuyorum.
Son olarak, daha once
bahsettigimiz bir araya gelme olgusundan soz etmek istiyorum. Strateji
yoksunlugu ile birlikte en onemli ikinci eksikligimiz futbolun bahsi gecen dort
ogesini bir araya getirememe oldugunu dusunuyorum. Burada en onemli gorev
futbolu yoneten kurum olarak federasyona dusuyor. Futbol yonetimimizin
sorumluluklari dogrultusunda kamuoyu beklentilerini kontrol etme, medya ile
iliskileri duzenleme ve taraftar egitimi konularinda uzerine dusenleri yerine
getiremedigini goruyoruz. Hepsinden onemlisi, kulupculukten uzak bir milli
takim seyircisi yaratilmasi konusunda ciddi adimlar atilmasi gerektigini
gozlemliyoruz. Suphesiz iletisim konusunda daha basarili bir federasyonla
hedefe ulasmamiz cok daha kolay olacaktir.
Tum bu yazilanlar isiginda, ulasilabilir olan
cok buyuk bir hedefi, ayrintilara onem vermeyen plan ve strateji yoksunlugundan
ve birlikte hedefe yuruyebilme konusundaki eksikligimizden kacirmis
bulunuyoruz. Umuyoruz yapilan hatalardan gereken dersler cikarilir ve Turk
futbolu boylesi buyuk bir platformda hakettigi yerini ilerki finallerde alir.
Subscribe to:
Posts (Atom)


